Ekran yorgunluğunu analog kasetlerin ve kilin somut dokusuyla şifalandıran bir dünyaya adım atıyoruz. Gökçe için yaratıcılık, bir denklemin çok ötesinde; hataların “anlık stil değişimlerine” dönüştüğü, kusurların şeffafça kucaklandığı deneysel bir oyun alanı. Mükemmeliyetçiliği esnetirken kız kardeşlik enerjisinden güç alan, algıyla oynayan ve sandığımızdan çok daha katmanlı olduğumuzu hatırlatan o ilham verici sesle buluşuyoruz.
Bu dünyayı daha yakından tanımak için Gökçe Kodan’la sohbetimiz:

1. Senin hikayen nerede ve nasıl başladı?
Benim için bu soruyu yanıtlamak diğerlerine göre bir tık daha ağır olacak. Çünkü, 10 ay önce, daha yaratıcılığın tanımını bilmeden, onu pratik etmemi sağlayan kişiyi, ilk idolümü kaybettim. Babamı. O zamandan beri hikayem biraz sekteye uğradı.
Küçüklükten beri evde aktif bir şekilde yaratıcılığın pratik edilmesinin yanında aynı zamanda analiz edilen, sorgulanan bir konu olması beni de o yaratıcı süreci analiz etmeye itti. Bir şeyi hem pratik edip, hem de pratik ettiğin şeyi analiz etmek, anlamaya çalışmak duyulduğu kadar kolay bir şey değil. Çünkü yaratmak ve analiz etmek iki çok ayrı eylem. Ben ise, bu iki eylemi de yaparken içi kıpır kıpır olan biriyim.
Amacım hiçbir zaman yaratıcılığı bir denkleme oturtmak olmadı, yaratıcılığın sandığımızdan çok daha fazla hayatımızda olduğunu, sadece birkaç gruba ait olmadığını, öyle değilmiş gibi görünen çoğu eylemin aslında bilişsel düzeyde bir ‘yaratım’ olduğu fikri beni çok uzun zamandır heyecanlandırıyor. Ben de bu heyecanın peşinden gidiyorum.
2. Analog kasetler, kil objeler veya eski dergiler… Seni dijital dünyadan koparıp “anda” kalmanı sağlayan o somut tutkunun sırrı ne?
Gününün çoğunu iş nedeniyle dijitalde, ekranlarla geçiren biri olarak, düzenli olarak dijital dünyadan kopmanın gerekli olduğunu düşünüyorum.
Bu kopma tutkusunun sırrı, aslında çok eskilerden gelen bir şey: dokunarak bir şeyler yaratmak. Birden fazla duyu kullanarak üretmek. Somut bir sürecin verdiği tatlı yorgunluk, süreçteki ani rastgelelik ve bir tercihi geri almanın ctrl+z den ziyade yaratıcı farklı bilmecelere dönmesi.. Bunlar manuel yaratıcı süreci eğlenceli ve eşsiz yapan şeyler.
3. “Kendinle yeniden tanışmak” senin için ne anlama geliyor; bu yolculukta karşılaştığın en şaşırtıcı “sen” parçan neydi?
Sürekli değişen bir şey olduğum için, kendimle yeniden tanışma cesareti benim için, ‘kendimi bilmek’ten çok; kendimin en yakın arkadaşı olabilmek, kendime karşı öz saygı, öz disiplin ve öz şefkat kazanmak için en önemli yollardan biri.
Bu yolculuk, bitmeyen bir yolculuk, o yüzden eminim ki daha çok şaşırtıcı parçalarımla tanışacağım, ama bu süreçte en şaşırtıcı bulduğum şeylerden biri, bir şeyi deneyimlemeden ‘bu bana göre değil’ dememek. Sandığımızdan çok daha katmanlıyız. Ve böyle bir yolculuğa çıktığınızda, sandığınızdan daha fazla şeye şaşıracaksınız.

4. “Güncel İlham Arşivi” tutmanın yaratıcılığına kattığı gizli bir güç var mı?
İlham arşivi tutarken, nasıl tuttuğun da bence çok önemli. Bunu söylememin nedeni şu, özellikle beynimize dışarıdan sayıca fazla ve aşırı hızda uyaran aldığımız bu dönemlerde, bunu kendimize en uygun şekilde kısıtlamak, hem daha seçici davranmamızı, hem de ilhamlarımızı daha içselleştirerek analiz etmemizi sağlıyor.
Yani güncel ilham arşivi, benim kendi ilhamlarımı, bana yaratım isteği veren şeyleri zihnimden çıkarıp, organize etme çabası. Ve bunu yaparken de, başkalarına da ilham olabilir mi diye denemek.
5. Üretim sürecini, o deneme-yanılma hallerini şeffaf paylaşmak, sence başkalarının içindeki o “cesaret edememe” korkusunu nasıl kırıyor?
Yaptığımız şeylerde aniden mükemmel olmayı bekleyebiliyoruz. Yaratım sürecinde bir tane doğru olmadığını hatırlamak gerekiyor. Bu gel-git’li süreçleri şeffaf bir şekilde paylaşmak, bunlar üzerinde konuşmak, süreci de oluşan yaratımı da daha kapsamlı aktarıyor ve değerli kılıyor bence.
Sürecin de bir yaratım olduğunu unutmamak gerekiyor, böylece süreçte bazen ‘hata’ diyerek değersizleştirdiğimiz şeylerin aslında hata olmadığını, yeni perspektifler, yollar açan keşifler olduğunu fark ediyoruz. Bu çok değerli, ve motive edici. O yüzden umarım ki, bu hisleri başkalarının içinde de uyandırabiliyorumdur.
6. Seni yaratırken elinden tutan, o “kız kardeşlik” enerjisini en çok hissettiğin anlar nelerdir?
Bir şeyler üretmek, özellikle ürettiğin şeyleri paylaşmak aslında baktığımızda çok savunmasız hissettirebilen bir şey. Bunu denerken, ve denerken görülürken, yanında olduğunu bildiğin, aynı şeyi yapan, yapmayı düşleyen kız kardeşlerinin olması aşırı motive edici ve güvende hissettiren bir şey. Hepsine kocaman kucak <3

7. “Deneysel Pratikler” serisinde sürekli yeni malzemeler ve teknikler deniyorsun. Hata yapma lüksünü kendine tanımak, yaratıcılığını nasıl özgürleştiriyor?
Sosyal medyada bu pratiği ikiye bölüyorum; Kreatif Keşif Rotaları, adını tam yansıtıyor. Farklı bakış açıları ile yaratım sürecini ele almak, ve yeniden yorumlamak; Deneysel Pratikler ise, bu bakış açılarını kullanarak benim denediğim ve yarattığım şeyler.
Aslında bu pratiklerde tam da bunu sorguluyorum, hata/rastgele dediğimiz şeylerin, farklı bir açıdan başka bir araç, başka bir yöne giden yol olup olamayacağı üzerine düşünüyorum / düşünüyoruz birlikte. Okulda öğrendiklerimiz, ünlü sanatçıların hayatları hakkında duyduklarımız, son yaratımı anlatan, veya o yaratıma giderken seçilmiş ‘kararlı’ adımlar hakkında oluyor genellikle. Bu nedenle, yaratıcı süreci bazen, birbirine bağlı, kafamızda önceden kurduğumuz belirgin bir yol gibi düşünebiliyoruz. Ama aslında o yol kesik kesik ve olasılıklarla dolu. Hata dediklerimize, ‘karar dışı anlık değişimler’ olarak baksak mesela, onu da yaratım sürecinin bir parçası olarak kullansak, çok daha farklı perspektifler görebiliriz.
Hatanın/yanlışın yeni bir yol olabileceğini ilk, staj yaptığım mimarlık ofisinde, tabletimin bozuk olduğunu, tam kesintisiz bir çizgi çizemediğimi paylaştığım mimarın bana ‘Bu da bir stil olabilir, neden bozuk değilmiş gibi düşünüp, bunu çizimlerinin stili yapmayı denemiyorsun?’ dediğinde fark etmiştim. Ve sonra o ‘stilde’ çok çizim yaptım, hala favori çizimlerim var içlerinde. Bazen tek ihtiyacımız olan bakış açımızı birkaç santim kaydırıp yeni bir açı görmek.
8. Bir fikrin doğuşundan onun son haline gelmesine kadar geçen o sancılı ama keyifli yaratım sürecinde en sevdiğin aşama hangisi?
Doğrusu en sevdiğim aşama bir şeyleri birleştirme ve keşfetme kısmı. Tam kurallar belirlenmeden önceki kısım.
Algıyla oynayabildiğim ve bilindik olana yeni bir şeymiş gibi baktığım kısımlar. Her aşamanın güzelliği olduğu gibi, bana tamamen kuralsız aşırı özgür kısım ile kuralların belirlendiği ve pürüzsüzleştiği kısmın ortası, ikisine de eşit uzaklıktaki kısım ayrıca keyif veriyor.
9. Bugün üretmek isteyen kadınlara özellikle ne söylemek isterdin? Hangi cesaret cümlesi senin için çalıştı?
Herkesin ayrı cesaret cümlesi olduğuna inanıyorum, benimkini paylaşmadan önce cesaret cümlesi kadar işime yarayan bir şeyden bahsetmek istiyorum; Anahtar kelimeler.
Bazen insan merağını tam cümlelere oturtamayabiliyor, işte o zaman kendini heyecanlandıran anahtar kelimelerin bir haritasını çıkarmak, ne konuda üretmek, nasıl üretmek istediğin konusunda yardımcı olabilecek bir pratik. En azından benim için öyle oldu.
Benim cesaret cümlem ise, kendi anahtar kelimelerimi içeren, ünlü Sinirbilimci Oliver Sacks’ın bir sözü:
“Every act of perception is, to some degree, an act of creation, and every act of memory is, to some degree, an act of imagination.” -Oliver Sacks

