Kağıdı ve boyayı bir oyun hamuru gibi dönüştüren Defne Doğan, yetişkinliğin getirdiği o ciddi tavrı kapının dışında bıraktığı, kendine has bir oyun alanı kuruyor. YouTube videolarından fiziksel günlüklerine uzanan bu yolculukta Defne için üretmek; mükemmel bir kompozisyonun peşinden gitmek yerine, kağıt üzerindeki o savunmasız ve gerçek anlarla buluşmak gibi. Yaratıcı sabahlar rutiniyle zihnini her gün yeniden formatlarken, “neden olmasın?” sorusunun peşinden giderek herkesi kendi içindeki o gizli kutuyu açmaya davet ediyor.
Bu dünyayı daha yakından tanımak için Defne ile sohbetimiz:

- Kendi içine döndüğün o “Oyun Alanı”nda (Youtube/Scribbling/Journaling), yetişkin olmanın en çok hangi kuralını çiğniyorsun?
Yetişkinliğin ve deneyimin verdiği ciddiyeti-sıkılığı üzerimden atmaya çalışıyorum, bir şeyleri dalgaya almaya müsait olmaya hazırlıyorum kendimi. Konuşmak istediğim konuları aktarırken komik benzetmelerle yaptığım şeyi anlatmak ve bir doz da abartmak yapmayı sevdiğim bir şey. Videolarımda, atölyelerde veya yazarken zaten yoğun bir konu ve çevresinde süzüldüğümüz için hitap ettiğim insanların etrafında dans ederek konuşmak (her iki manada), hareketsiz ve tarifsiz bir anlatıdan daha eğlenceli geliyor.
Varlığım/rutinimle bahsettiklerim, hem çelişiyor hem de birbirini besliyor. Gündelik hayatımda disiplinli kalmak benim için gerçekten önemli, aklımdaki noktaya ulaşmak istiyorum ve bunun için de istikrarlı olmam gerekiyor ama aslında eğlenmek, keyif almak ve gülmek için disiplinli davranıyorum. Üzerinde vakit harcadığım şeyleri resmen oyun hamurunu mıncıklar gibi mıncıklıyorum, parçalıyorum, yuvarlıyorum, onunla bir olana kadar suyunu sıkıyorum.
- “Yaratıcı Sabahlar” senin için sadece bir etkinlik mi, yoksa günün geri kalanını kurtaran bir zihin temizliği mi?
Yaratıcı Sabah Buluşamalarının çıkış noktası 9-5 kabusuna girmeden, sabahlarımı kendimi mutlu ederek başlatacağım diye içimden verdiğim söz ile, kendime 77 gün boyunca bunu yapmak ve belgelemek zorundasın diyerek, ruh besleyen bir beyin yıkama olarak başlamıştı. Alışkanlığın sende mayasının tutması 20-25 gündür ya benim için de bu bir sabah formatlamasından çıktı ve heyecanla yapmak istediğim bir rutine dönüştü. Bulmaca çözmek, köşe yazısı okumak, her şey defterime karalama yapmak veya doldurmak, denize boş bakarak seyretmek… o gün sabah odamda canım ne isterse. Bu deneyime başlayalı neredeyse 2 sene oldu veya olacak, artık bu sabahlara yaklaşımım biraz daha araştırma, güzel bir kayıt dinlerken boyama yapma akışında gidiyor, ilk başlarda hiç videolarda sesim olmazdı şimdi susturabilene maşallah 😀
- Atölyelerinde hiç tanımadığın insanlarla aynı masada kağıtlara dokunmak ve bir şeyler üretmek, sana insanlarla ilgili ne öğretiyor?
Yeni insanlarla tanışmak bana çok kolay ve keyifli gelen bir şey, daha önce seyahat etmediğin bir şehri gezer gibi bir his. Odamda, masada otururken sıkıntım geçsin diye ürettiğim videoların beni inanılmaz çeşitli ilgileri olan insanlarla bir masada buluşturması gerçekten hayallerimden biriydi.
Benzer olduğumuz yanları çizerken, boyarken, yazarken görmek kesinlikle farklı boyutta hissedilen bir bağ yaratıyor. Farklı arkaplanlardan gelip, aynı şeyi yaparak hala özgün sohbetler edebilmek bu buluşmalarda en mutlu olduğum noktalardan. Nisan ayında yaptığımız atölyede herkes özünde bir su iken; birisi limonataya dönüştü, birisi üzerine serpilen serinleten damlalar oldu, birisi kap içindeyken döküldü okyanusa karıştı… Etrafında dönüp durduğum yaratma ve üretmeye teşviğinin kaygı yaratmadan, güvenli hissederek bulunduğumuz alanda içinde yeşermesini görmek, benim de kendi söküklerimi dikmeye şifa oldu.

- Bir mekanı veya anı senin kadrajına girmeye değer kılan o “işte bu” dediğin anlık detay (ışık, renk, duygu) genellikle nedir?
Varlığın/objenin özü (essence). Etrafımda veya üzerimde görünen her şey bilinçli olarak seçtiğim şeyler, hepsinin küçük de olsa bir hikayesi var, her bir parça kurduğum bir bağı temsil ediyor, hepsi örümcek ağı gibi örülüyor çevremde.
- Atölyelerinde katılımcılara “yaz ve çiz” derken, aslında onlara kendi içlerindeki hangi gizli alanı keşfetmeleri için bir anahtar veriyorsun?
Kağıdı yeteri kadar karaladıktan sonra bilinçaltının önündeki yağlı zemin temizleniyor ve orada oturan ne, kim ise açığa çıkıyor. Belki bir sembol belki bir tını olarak. Biz de içimizde olan o kutuyu açmaya başlıyoruz bir şeyler yaratmaya başladıkça. Öğrenilmiş korkular ve programlanmış zihinlerimizin koyduğu engelleri yok etmek yerine onları kendi ellerimizle dönüştürmeyi; acıyı, öfkeyi, yası görmezden gelmeden onu birlikte yaşabileceğimiz bir hale getirmeye çabalıyorum.

- Bugünden geleceğe bıraktığın bu fiziksel günlükler ve analog kareler, gelecekteki Defne’ye hangi mesajı fısıldasın istersin?
Zaman ile her şey yerinden çıkıp daha güzelce yerine oturuyor ve bu döngü duracağa da benzemiyor. Can sıkıcı ve kırıcı günler yerine sürekli kopamadığın şeyle uğraş, ilgi alanların sürekli değişiyor bu değişimi belgelemeye devam et, kendinden güç buluyor, ilham alıyorsun. Mayıs 2026’da böyle görünüyor, konuşuyor, yazıyor ve hissediyordun 🙂
- Yoğun bir akış içinde kendine “üretim vakti” yaratmakta zorlananlara vereceğin en somut öneri ne olurdu?
Kendinden doktor randevusu al. Bu randevu 7 ay önce alındı ve görüşme vakti geldi. Maksimum 15dk bilemedin 30dk sürecek belli. Kendine ayıracağın her bir dakikanın, kendini yakmana kalan süreyi azaltacağına eminim. Doktorum (ben) tarafından onaylandı!
- Boyalarla veya kağıtlarla uğraşmak gibi sakin üretimlerin, dijital dünyanın hızına karşı senin için ne ifade ediyor?
Beni savunmasız bırakıyor. Kendimi bir raddeye kadar maskeleyebiliyorum, sonra tüm çeyiz birden ortaya dökülüyor. Kağıt üzerinde daha az bilip daha çok öğrenebiliyorum deneysel olarak, bir simülasyonun tepkisini değil de asıl olanı görebiliyorum, dokunabiliyorum, onunla tam birleşebiliyorum. Gerçek hissettiriyor, benim sahip olduğum donanımlar ve deneyimler doğrultusunda düşüncelerim bu yöne akıyor. Dijitalde kendimi sanki avatarımı kişiselleştirir gibi bir hale giydirebiliyorum ve bu da beni farklı bir biçimde tatmin ediyor. Dijitalde tutukluk yaşamadan özgür dans etmek için benim illa bir müddet kağıtlarla vakit geçirmem gerekiyor.

- Fotoğraflarını bir arşiv olarak düşündüğünde, bu arşiv hangi renklerden oluşuyor?
Uyumsuz bir renk paletinin aslında ahenk içerisinde olması gibi geliyor bana. İmrensem de her dönemi birbirinin tonu olan bir yaşantım yok ve bence ben o değilim. Hep bir değişiklik var bazıları uzun soluklu bazıları kısa. Arada parlayan kırmızı, mor ve sarı var, toz pembe, orman yeşili var ama bazı aralar bulamaç olmuş, suluboya bardağındaki renk gibi.
- Bugün üretmek isteyen kadınlara özellikle ne söylemek isterdin? Hangi cesaret cümlesi senin için çalıştı?
İyiki varsınız, ilerlemeyi dilediğiniz her yolda kulağım, gönlüm, ruhum sizinle. O istek, tutku, altta harla yanan ateşimiz sönmeyen türden, illa bir yolunu bulur gösterir kendini; topluluğu harekete geçirirken, resmederken, sunarken, dinlerken, pişirirken…
Ne kadar cesaretlendirici kişiye göre değişir ama ben kendime hep neden olmasın? diyorum. Denemek, birinci elden o şeyi görmek/hissetmek, başkalarının anlattıklarını duymaktan oldukça farklı, kendini deneyimliyorsun. İyisi de kötüsü de illa bana bir şey öğretecektir, neden olmasın?

