Gümüşü bir oyun hamuru gibi şekillendiren Derin Buse Demirkaya, tasarımın tozlu mutfağından parıltılı son dokunuşa uzanan çok özel bir dünya kuruyor. Mükemmel simetrinin peşinden koşmak yerine kusurlardaki doğal güzelliği ve yaşanmışlık hissini ön plana çıkaran Buse için takı üretmek, sadece elleriyle değil tüm bedeniyle dahil olduğu bir meditasyon pratiği gibi. Sahil kenarından topladığı taşlara yeni bir ruh katarak başladığı bu ileri dönüşüm yolculuğunda, her parçaya kendi enerjisini ve hikayesini de gizlice yerleştiriyor.
Bu dünyayı daha yakından tanımak için Derin Buse ile sohbetimiz:

- Tasarım bittiği zaman atölyeye girdiğinde, tozun içinde kaybolduğunda gerçekten ‘Derin’ olduğun yerin orası mı?
Buse olarak başladığım bu yolculuğun dönüşümü, Derin ile devam ediyor. Zamanla her şeyin aslında kendi tercihlerimizden oluştuğunu fark ettiğim bir süreçten geçiyorum. Düşüncelerimin içinde kaybolduğumda kendimi bulduğum yer ise atölye oluyor.
Atölyeyi kendime ait bir stüdyo gibi düşünebiliriz. Tasarımın başladığı yerden üretime, üretimden sunumuna kadar uzanan tüm sürecin gerçekleştiği bir alan. Aslında sadece bir üretim alanı değil, yaratımın tamamını kapsayan bir dünya.
- Her parçanın bir ismi veya arkasında yatan gizli bir hikayesi var mı, yoksa sadece o anki ruh halinin bir dışavurumu mu?
Bazen hikaye parçanın yaratılma isteğiyle beraber gelir ve başlar. Bazen de üretimin sonunda, parçayı parmaklarımın arasına alıp detaylı bir şekilde incelediğimde oluşur. Zihninizi olabildiğince özgür bıraktığınızda yaratıcılığın da kendi sürecini kurduğunu fark ediyorsunuz. Yolculuğun neden ve nasıl başladığını bilememekteyim ama parçadan çok bütüne odaklanan bir dışavurum yaptığımı hissediyorum.
- İşlerinde mükemmel simetri yerine daha doğal, görünüyor, kusurları sevmekle bir bağı var mı?
‘yaşanmış’ dokular var. İnsanlık, altın oranın keşfetmiş olsa da eski insanların sayıların oranından çok, materyalin verdiği hisse kapıldıklarını düşünüyorum.
Kusur olarak gördüğümüz şeylerin aslında anlamını değiştirebildiğini görmek ve göstermek niyetim. Mükemmeliyetçi fikirlerime ve kendime karşı gelerek giyilebilir takılarla bağımı oluşturuyorum. Kusura bakmak yerine, detaylarda kaybolmamız gerektiğine inanıyorum.

- İşin sonundaki o parıltılı takı mı seni daha çok heyecanlandırıyor, yoksa mutfak süreci mi?
Tek bir yanıt vermenin mümkün olmadığı bir soru bu. Üretim süreci çoğu zaman teknik detaylarda kaybolduğum, stresli ve yoğun bir süreç olabiliyor. Ama o son dokunuşu yaptığımda, parçayı parmaklarımla hissetmeye başladığımda ve son halini, parlayan ışığını gördüğümde hissettiğim duygu tüm o süreci tamamlıyor. Heyecan aslında bu iki anın birleşiminde ortaya çıkıyor.
- Dışarıdan çok zarif duran bu takıların arkasındaki o kaba kuvvet, kesme-biçme süreci seni nasıl deşarj ediyor?
Biraz da atölye sürecine hakim olmakla alakalı bir süreç. Başta kendinizi zorlayarak, nesnenin kuvvetine ve tekniğin detaylarına hakim olmanız gerektiğini bilmeden başlanan bu yolculuk zamanla sizi deşarj değil, medite ediyor. Bir parçanın oluşumu aynı bir meditasyon pratiğindeki gibi odak istiyor. Yaptığınız işi sadece ellerinizle değil, aslında tüm bedeninizle gerçekleştirdiğinizi fark ediyorsunuz.

- Genelde ‘erkek işi’ gibi görünen o aletlerle çalışırken, ortaya bu kadar karakteristik işler çıkarmak nasıl bir his?
Benim açımdan mesele neyi araç, neyi amaç olarak kullanmayı bilmek. Bütüne baktığımda erkek işi olarak değil de erkek egemenliğinin ağır bastığı bir topluluğun içinde gücümü kanıtlama amacım olmadan, üretimle müdahil olduğumu düşünüyorum.
Aletler aslında sadece araç. üretim yaparken gerçek mesele malzemeyi ve tekniği tanımak. o noktadan sonra ortaya çıkan şey, içimizdeki gizil gücün kendini göstermesi oluyor.
- Dönüşüm odaklı çalışmak bir nevi geri dönüşüm mü senin için, yoksa unutulmuş bir parçaya yeni bir kimlik kazandırmak mı?
Geri dönüşü olmadan, ileri dönüşüm ile başladığım bu serüven, henüz bir atölyem yokken sahil kenarındaki taşlara bakışımı değiştirmemle başladı. Taşları seçip onlardan neler yaratabileceğimi hayal ederek ve ellerimle hissederek yaratımın alelen olmadığının, her taşın kendine has bir dokusunun olduğu gerçeğini keşfetmek, beni ileri dönüşüme sürekledi. Gayem, materyalin ruhunu kaybettirmeden ona yeni ve işlevsel bir form kazandırmak.
- Yaptığın takılar yıllarca birinin parmağında kalacak. Hiç tanımadığın birinin hayat hikayesine böyle sessizce dahil olmak sana ne hissettiriyor?
Ruhun ve enerjinin sürekli bir devinim halinde olduğuna inanıyorum. Emeğimi ortaya koyduğumda, eğer biri o akıma kapılıp parçayı parmaklarıyla hissedebiliyorsa bunu emeğimin karşılığı olarak görüyorum. Açıkçası kendimden de küçük bir parçamın her zaman o nesnenin içinde saklı bir şekilde var olduğuna inanıyorum.

- Bugüne kadar yaptığın işler arasında seni en çok büyüten hangisiydi?
Hiç bu açıdan düşünmemiştim açıkcası. Materyali tanımaya başladıktan sonra gümüşü oyun hamuru gibi düşünerek üretim yapmaya başladım. Yaratım olarak da, deneyim olarak da noncontrol adlı işimin beni ileriye taşıdığının farkına varmaktayım. İçimdeki cevhere ulaşma yolunda önemli bir eşik olduğunu hissediyorum.
- Bugün üretmek isteyen kadınlara özellikle ne söylemek isterdin? Hangi cesaret cümlesi senin için çalıştı?
“Bir kadının kurgu yazabilmesi için parası ve kendine ait bir odası olmalıdır.” Virginia Wolf, farkındalığımın kapılarını aralayan bir kurgu gerçekliğidir.
Bir kadın olarak mutfaktan uzak olmama rağmen ‘Mutfağa girmeden önce malzemeleri hazır etmeyi unutmayınız!’ı belirtmek isterim. Üretim ezbere değil tekrara dayalı bir süreç. Sağa sola bakmayı bırakın, önünüzdekine odaklanmanız gereken bir sürecin başındasınız. Ellerinizle başaramayacağınız iş yok, birbirimize destek olmaktan korkmayın.
“Karanlıkla dost olan kadının ellerinde, umut daima bir form bulur.”
Emeğin, sorgulattıkların ve görünür kıldığın için teşekkür ederim!

