ilham veren yolculuk...

Katmanlı Hikayeler | Hatice Karakaş

Görsel sanat dünyasının özgün isimlerinden Hatice Karakaş; illüstrasyon, kolaj ve karışık tekniklerle yarattığı işler sayesinde izleyicide kalıcı bir etki bırakıyor. Sanata olan yolculuğu çocukluk meraklarından ve İstanbul’un katmanlı dokusundan besleniyor, bugünkü üretiminde hem kişisel hikâyeler hem de toplumsal gözlemler bir araya geliyor. Hatice’nin eserlerinde sadece görseller değil, aynı zamanda bir duygusal atmosfer ve hikâye de var; her çalışma, hem kendi iç dünyasını hem de izleyicinin hayal gücünü yansıtıyor.

Bu dünyayı daha yakından tanımak için Hatice ile sohbetimiz:

  1. Sanatla ilişkin ilk olarak nasıl başladı, seni görsel sanatçı olmaya götüren yol nasıl şekillendi?

Çocukken tek başına olmayı severdim. En çok yaptığım şey resimdi. Büyüdükçe tutkuyla takip ettiğim bir yola dönüştü. Bu alanda akademik bir eğitim almayı hiç düşünmedim, hayal etmedim. Sanki zaten içinde olduğum bir şey gibiydi. Sonrasında Bilgi Üniversitesi’nde reklamcılık okurken illüstrasyon çalışmalarımı geliştirip bu işi profesyonel bir şekilde yapabilmek için her gün çalıştım. İşlerimi paylaştıkça da etrafım diğer sanatçı insanlarla çevrelendi. İyi arkadaşlar edindim. Birbirimizi geliştirdik. Sergiler ve projeler de bu şekilde girdi hayatıma.

  1. Kendi sanat yolculuğunu üç kelimeyle tanımlaman gerekse, hangi kelimeleri seçerdin?

Haliyle, organik, rastlantısal.

  1. İşlerinde sık sık kolaj, illüstrasyon ve karışık teknikler görüyoruz. Bu teknikler senin için ne ifade ediyor?

İllüstrasyon, üzerinde en çok vakit geçirdiğim alan. Benim için hikaye anlatmanın ve bir görsel yaratmanın en kolay yolu. Bu durum beni haliyle biraz sıkılmışlığa ve yeni yollar aramaya itti. Son 2-3 yıldır pastel boya ve oil stickler ile uğraşıyorum. Sayısız kağıdı çöp ederken bazen arada bende büyülü bir his yaratan işler de üretebiliyorum. En çok hoşuma giden işlerim onlar oluyor genelde. Orada çok rastlantısal çalışabiliyorum çünkü.

Son zamanlarda en çok tutku duyduğum teknikse kumaşlarla resim yapmak. Normalde iğne ve iplikle elimde emanet duran bir ilişkim vardır. Düğme bile dikmeye üşenirim. (Ama çocukken annem bana dikiş 101’i yani iğneye iplik geçirmeyi öğretmişti.) Kumaşa yönelmek iyileştiren bir çağrı gibiydi. Kumaşları ortak bir kadın deneyimi ile bağdaştırıyorum. Türkiye gençken potansiyelini gerçekleştirememiş teyzeler ülkesi. Etrafımızdaki yaşlı kadınlar çok iyi birer sanatçıydı, olabilirdi, büyük ihtimalle. Sadece onlarla tanışamadık. Hepsinin ağırlığını üzerimde taşıyorum sanki. O sebeple kumaş, dikiş ve bununla üretebildiğim eserler benden bu ağırlığı alıyor gibi hissediyorum.

  1. Görsel hafızandan beslenirken, kişisel anıların ve toplumsal gözlemlerin arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsun?

Toplumda olanlar kişisel anılarımı oluşturuyor diyebilirim. Hiçbir zaman olanlardan kopuk, kendi dünyamda üretmem mümkün olmuyor. Olanlar ana konum olmasa bile beni şekillendiriyor.

  1. Dijital ile analog üretim arasındaki ilişkiye bakışın nasıl? Senin için hangisi daha özgür hissettiriyor?

Dijital uçsuz bucaksız bir alan. Dijitalde ürettiğim stop motion videolar, kolajlar ve illüstrasyonlar beni heyecanlandırıyor. Bence analog üretimlerimi de geliştiriyor. İkisine de vakit ayırmaya çalışıyorum.

  1. Senin sanat üretiminde “rastlantı”nın ne kadar payı var?

Sanırım yaratıcılıkla ilgili her şeyde rastlantıların payı var. Bir şeylerden besleniyorum, farklı zamanlarda bir şeyler üzerine düşünüyorum ya da farkında olmadan fikirleri cebe atıyorum. Sonra zihnim beklemediğim bir anda iki farklı şeyi bir araya getiriyor. Ortaya yeni bir fikir çıkıyor. Hem rastlantısal hem de organik.

  1. Eserlerini gören birinin içinden geçmesini istediğin temel his nedir?

Bir öykü okuyor gibi hissetmesini isterdim.

  1. Eserlerinde bir hayvanın ruhunu taşıyan bir figür olsa, bu hangi hayvan olurdu ve neden?

Sanırım kuşlar. Kendimi kuş çizmekten alıkoyamıyorum. Genelde iki kuşu birlikte çiziyorum. Ve bu kuşların etrafında dönen olaylar, şekilleri, pozisyonları iki insanın ilişkisini anlatıyor oluyor. Ya da onları resimlerin bazı köşelerine gizliyorum. O da resmi ele veriyor.

  1. Eserlerin çoğu bir görsel hafıza günlüğü gibi… Sence bir sanatçı kendi anılarının arkeoloğu mudur, yoksa geleceğin kâhini mi?

Geçmişte olanlar ve gelecekte olacaklar arasında bir fark olduğunu düşünmüyorum. Hissedebileceğimiz birkaç duygu var. Yaşamış ve yaşayacak olan herkes de bu duygular etrafında dönüp duracak gibi görünüyor. Bu sebeple sanatçı kendi deneyimini arşivleyen,bunu yaparken ortak bir deneyimi de arşivleyen benim gözümde.

  1. Genç kadın sanatçılara özellikle ne söylemek isterdin? Senin yolunda en çok işe yarayan cesaret cümlesi neydi?

Bir başkası senin yaptığın gibi yapmayacak.

Leave A Comment