ilham veren yolculuk...

Anı Arşivi | Güliz Kayahan

Kimsesiz fotoğrafların, kesik yüzlerin ve suyla açılan hikâyelerin arasında kendi dünyasını kuran bir sanatçıyı konuk ediyoruz: Güliz Kayahan. Anıyı hem kişisel hem toplumsal bir kayıt alanı gibi gören Güliz; sahaftan çıkan fotoğrafları, arşiv takıntısını ve sulu boyanın sessiz akışını bir araya getirerek zamansız bir görsel hafıza kuruyor.

Çalışmalarında duygu ile teknik arasında gidip gelen; kimi zaman birkaç müdahaleyle bir imgenin hikayesini değiştiren, kimi zaman da boşluk açarak hikâyeyi genişleten bir üretim dili var. Onun dünyasında bir yüz, kendi bağlamından sıyrılıp hepimize ait olabiliyor; bir kesik yeni bir soru, bir renk yeni bir bağlam yaratabiliyor.

Bu dünyayı biraz daha yakından tanımak için Güliz Kayahan’la sohbetimiz:

  1. Fotoğraflarla ve arşivle kurduğun ilişki çok kendine özgü. Bu yolculuk sende nasıl başladı?

Anılar ve geçen zaman beni çok etkiliyor, fotoğrafla çalışmaya başladım çünkü anı yakalamanın en somut hali gibiler. Özellikle sahaftan aldığım kimsesiz fotoğrafları kullanmaya çalışıyorum. Kimin olduğu ve nereden geldiğini bilmediğimiz fotoğraflar sanki hepimize ait olabilir, yabancı bir yüz artık oradaki insanlara ait bir bağlamdan çıkıp o anı gören herkese ait bir anlam taşıyabilirmiş gibi. Aynı zamanda unutulan yüzlerin hikayelerini zamansızlaştırıp şu ana taşıyor gibi hissediyorum. Arşivle genel olarak ilişkim ise bambaşka bir konu. Listeler yapmak, saklamak, kaydetmek beni müthiş rahatlatıyor! Her şeyin ama her şeyin listesini yapıp sonra listelerimi de listeleyebilirim! Anı biriktirme obsesyonumu zamanla sanata evirip toplumsal bir yere çektim sanırım. Zamanı kaydetmek ve bozmak heyecan verici 🙂

  1. Bir temayı ya da fikri seçtiğinde, onun etrafında nasıl dolaşırsın? Önce duyguyla mı temas edersin, yoksa kompozisyon, teknik gibi yapısal şeylerle mi?

Kesinlikle önce duyguyla temas ediyorum. Üretimlerim her zaman bir soruyla başlıyor. İlk soru konu etrafında ‘Bu böyle olabilir mi?’ tadında bir soruysa eğer, ikinci veya üçüncü soru her zaman ‘Peki bu bana nasıl hissettiriyor?’ sorusu. Sonrası; istediğim şeyi yansıtmaya hizmet eden tekniği seçmek. Sanırım birden fazla teknikle çalışmamın sebebi bu

  1. Yaratım sürecinde seni en çok rahatlatan şey ne?

Sanırım biraz garip bir cevap olacak ama; tüm malzemelerin elimin altında olması 🙂 Tam bir şey yapacakken eksik malzeme görmek ve onu edinmek için beklediğim süreçten nefret ediyorum. Ne zaman hepsi atölyemde oluyor ve üretmenin geri kalan her şeyi bana bağlı oluyor; hah! diyorum. Tamam, rahatım. Artık bu iş çıkacak.

  1. Atölyeler, grup işler, kolektif konuşmalar… Bu alanlar senin üretim dilini nasıl derinleştiriyor? Kendine yeni kapılar açtığını hissettiğin anlar var mı?

Kesinlikle var, bir dönem kolaj atölyesi veriyordum, fırsatım olursa bunu devam ettirmek istiyorum. Üretim, Sohbet ve Dayanışma Atölyeleri kapsamında başka sanatçılarla da atölyeler vermiştik, çok keyif aldığım bir projeydi. Nicelerini yapmak ve grup üretimlerinde de bulunmak isterim.

  1. Bir imgeye müdahale ettiğinde — kesmek, dikmek, boşluk açmak — onu hafiften yeniden doğuruyor gibi misin, yoksa sadece hikayeyi genişletiyor musun?

Kesinlikle genişletiyorum. İşlerimde her bir yaptığım müdahalenin, renk seçiminin, tekniğin, dokunduğum her anın bir anlam ifade etmesi benim için çok önemli. Dokundukça hikaye genişliyor, netleşiyor, bazen keskinleşiyor bence.

  1. Bir eser başka bir kişiyle buluştuğunda onun artık senin kontrolünden çıktığını hisseder misin, yoksa hâlâ seninle konuşur mu?

Eseri bitirdiğim anda, benim kontrolümden çıkıyor bence. “Ben ürettim, bana ait” meselesi pek bana hitap eden cümleler değil. Aksine, anlatmak istediğim bir şey var, bitiyor, karşıma koyuyorum ve rahatlıyorum. Artık işin benimle olan ilişkisi bitiyor, benden çıkıyor çünkü. Aksine, artık o işin tamamlanabilmek için başkalarıyla temas kurmasını istiyorum. Bir diyalog yaratmalı, dönüşmeli, kafamdaki soruyu veya bambaşka soruları farklı zihinlere taşıyıp paylaşmalı. Ürettiğim her şeyin ancak böyle tamamlanabileceğini düşünüyorum. Bu açıdan epey toplumsal bir üretim pratiğim var. Sanat sadece atölyenin içinde tekniklerle boğuşurken benim için, sonra lütfen gören gözler için olsun 🙂

  1. Üretirken kendinin içine dönme hâlini seviyor musun yoksa dış dünyayla diyalog sana daha açık bir alan mı yaratıyor?

Kendimle ilgili emin olduğum şeylerden biri; genelde eylemlerim veya hislerimde ortayı bulmakta çok zorlanmam. Bu yüzden ikisi de! Bir süre kendime dönüyorum, boşluğa bakıp düşündüğüm bir süreç gibi. Sonrası o konuyla ilgilenen/heyecan duyan her kimi tanıyorsam o kişiye telefon açmamla devam ediyor. “Ben böyle bir şey düşünüyorum, sence nasıl? Hadi birlikte düşünelim.” gibi. Üretirken sadece bunlardan birini tercih etmem çok zor.

  1. Sanatla ilk temas ettiğin yıllardaki hislerinle bugünkü pratiğin arasında değişmeyen ne kaldı?

Heyecanım! Şu an işimle ilgili attığım her adımda, kafamdaki fikirleri anlatırken bile kalbimin daha hızlı attığını hissedebiliyorum. İlkokulda beyaz kağıt üzerine çizdiğim ilk resimde de aynısını hissetmiştim, bunu hatırlıyorum 🙂

  1. İçinde sakince büyüyen bir hayalin var mı?

Tabii ki var, her zaman vardı. Resim çizmeye ilk başladığımda, üniversiteye girdiğimde, ilk sergimde, hep var. Ama hayallerimle ilgili ilk adımı atıp hedefe dönüştüklerini hissetmeden paylaşmak pek huyum değil. Bu yüzden şu anki hayalim; işlerimle samimiyetle ilgilenen daha çok insanla tanışabileceğim nice fırsatların içinde olmak. İşime bayılıyorum, işlerime yorum yapan insanlarla tanışmaya da bayılıyorum. Eserlerimin yarattıkları diyaloğa, onlara bakan gözlerle tamamlandıklarına daha çok tanıklık etmek istiyorum!

  1. Bugün bir şey üretmek isteyen kadınlara özellikle ne söylemek isterdin? Hangi cesaret cümlesi senin için çalıştı?

Bu soruyu cevaplayabilmek için “üretim” kelimesini geniş anlamıyla alacağım. Yapmak istediği şey her neyse onu gerçekleştirmek için uyanan herkes bir şeyler üretiyor. İster motivasyon, ister disiplin, ister sevgi, ister iş, ister ürün olsun; üretiyoruz. Ve bu topraklarda kadın olmak, bence başlı başına çok güçlü bir ‘olma’ hali. Tüm kadınların ışıltısı daim olsun!

Leave A Comment