Görmenin bakmaktan ayrıldığı yerde, ritmi tipografiyle, sezgiyi atmosferle buluşturan bir tasarımcıyı konuk ediyoruz: Beyza Neke Ekizoğlu. Beyza için tasarım, “güzel olanı” üretmenin ötesinde; bir düşünme, hissetme ve denge kurma biçimi. Sokakta yere düşmüş bir broşürden, bir müzik loop’una; renkten boşluğa uzanan bu yolculukta, atmosfer her zaman başrolde.
Merakla başlayan, inatla devam eden bu üretim hâlini; müziğin görsele karıştığı anları, tasarımlarına gizlediği küçük sırları ve kadın olmanın yaratıcılıkla kurduğu bağı konuştuk.
Bu dünyayı biraz daha yakından tanımak için Beyza Neke Ekizoğlu’la sohbetimiz:

- Tasarımcı olmaya karar verdiğin o ilk kıvılcımı hatırlıyor musun, bu yolculuk sende nasıl başladı?
2004-2005 yıllarına dönmemiz gerekiyor 🙂 Çevremde sıradan sanılan şeylerin aslında görünmez bir ritimle var olduğunu fark etmeye başlamıştım. Bir derginin kapağındaki tipografinin duruşu, bir ürün etiketinin formu, sokaklarda yerlere düşmüş broşürlerin renkleri, dokuları… Bakmak değildi artık, görmekle başladı.
2006 yılında, tasarımın yalnızca “güzel” olanı üretmekten ibaret olmadığını hissettim. Bunun bir estetikten çok, bir düşünme biçimi olduğunu anlamaya başladığım bir dönemdi. Kâğıt, kalem ve bolca renkle geçen uzun saatler… Denemeler, sezgilerle yapılan hatalar, içgüdüyle atılan çizgiler… O süreçte yaratıcılığımı keşfederken aslında kendime de yaklaşıyordum.
Tasarım benim için bir disiplinli sanat dalıydı, bir ifade alanına dönüşmüştü.
2007 yılında meslek lisesinde grafik bölümü okumaya karar verdiğimde, o an bugüne kadar uzanan yolculuğun başlangıç çizgisi oldu.
- Hangi müzik türü senin görsel dünyanı en çok etkiliyor?
Çok farklı sektörler için tasarımlar ürettim üretmeye devam ediyorum ama benim için event sektörüne görsel yaratmak en sevdiğim alanlardan. Aslında sanatçı özelinde çalışma yaparken o sanatçıyı dinleyerek tasarlıyorum. Loopa dönüşüyor, müziğin dokusunu ritmini yansıtmamı sağlıyor. Genel tasarım yaptığım alanlarda ise beni görsel olarak en çok alternative rock ve indie pop besliyor. O hafif asi ama bir yandan da melodik hava, ritimle duyguyu aynı yerde buluşturuyor. Tasarlarken zihnimi açan da tam olarak bu denge: enerjisi yüksek ama kulağı yormayan bir akış. Görsel dünyamı en çok şekillendiren ilham kaynaklarından…
- Posterlerinin arasına gizlice bıraktığın küçük sırlar oluyor mu? Sadece senin bildiğin o minik işaretler…
Evet, minik gizli işaretler var. Aslında benimle tasarımım arasındaki sessiz anlaşma gibi. Kimsenin fark etmeyeceği kadar küçük, ama benim gördüğümde gülümsetecek kadar anlamlı detaylar…
Bazen bir renk ışık bazen doku. Dışarıdan bakan biri için sıradan bir detay olabilir, ama benim için “bu tasarım gerçekten bana ait” dedirten o imza niteliğinde küçük dokunuşlar 🙂

- Posterlerinde en çok hangi unsuru kontrol etmekten keyif alıyorsun renk mi tipografi mi atmosfer mi?
Atmosfer. Çünkü atmosfer, tasarımın duygu tonunu belirleyen bütünlük; renk, tipografi ve kompozisyonun hepsini bir araya getirip “bu tasarım nasıl hissettiriyor?” sorusunun cevabını oluşturuyor.
Renklerle oynamak da, tipografiyi ince ince ayarlamak da çok keyifli ama atmosferi kurduğum an, posterin gerçekten “canlandığını” hissediyorum. Bir gölgeyi biraz daha yumuşatmak, ışığı hafifçe değiştirmek, boşluğu doğru yerden bırakmak… Hepsi atmosfer yaratma kısmının bir parçası.
- Üretmek ve tasarım dünyası seni yorduğunda kim olduğunu hatırlamanı sağlayan o küçük ritüelin ne?
Yürümek. Tasarımların, projelerin, koşturmacanın ötesinde kim olduğumu hatırlatan şey tam olarak bu: deniz, ritmik yürüyüş ve kulağımda akan bir melodi.

- Yaratım sürecinde en çok hangi duyguyu arıyorsun?
Denge: Kontrol ile sezgi arasındaki ince çizgi. Fazlası boğuyor, azı dağıtıyor; tam ortasında durmak.
Hafif bir huzursuzluk: Her şeyin tam oturmamış olması. O küçük rahatsızlık hissi, bir adım daha ileri gitmemi tasarımımı güçlendirmeyi sağlayan bir duygu.
- Tasarım dünyasına ilk adım attığın zamanki hâlinle şu anki hâlin arasında kalan ortak nokta ne?
Merak ve inat.
Bir şeyin “neden böyle göründüğünü” ve “başka nasıl olabileceğini” düşünmeden duramıyorum. İlk başladığımda merak daha saf, daha oyuncu bir şeydi; şimdi daha bilinçli, daha araştırmacı… Ama kökü aynı.
Beni hâlâ masaya oturtan, hâlâ bir rengi, bir formu, bir fikri kurcalamaya iten şey o ilk günkü dürtü: Zaman geçti, yöntemler değişti, bakış açım gelişti; ama merak etmezsem sanırım üretimim durur.
Yıllar geçse bile bitmeyen o yaratıcı inat, o pes etmeme hâli.
- Üretirken içine kapanmayı mı tercih ediyorsun yoksa dışarıdan gelen sesler seni besliyor mu?
Dışarıda ama biraz izole 🙂 Bazen kalabalık içinde müzikle soyutlanıp çalışmak bazen de sakin bir köşede akışta olan hayatın kenarında olarak üretmek.

- Bugüne kadar yaptığın işler arasında seni en çok büyüten hangisiydi?
Bunu tek işle sınırlamam mümkün olmayacak 🙂
Yabancı projelerde 16 Eylül 2022 tarihinde Blind Fest: Balthazar etkinliği, bu projede yalnızca poster tasarımını değil, sahne branding kısmına kadar uzanan tüm görsel süreci üstlenmek, bir etkinliğin kimliğini uçtan uca düşünmeyi öğretti.
Yerli poster tasarımında , 30 Haziran 2024’te gerçekleşen Mert Demir gün batımı konsepti ile benim için önemli bir deneyimdi.
Marka kimliği & İllüstrasyon tarafında 2023 yılında Piccola Play Cafe için tasarladığım karakter oluşum süreci, tasarımın mekânla ve kullanıcıyla kurduğu bağı daha derinlemesine odaklanmamı sağladı. Bir karakter üzerinden bir mekânın ruhunu anlatmak farklı bir bakış kazandırdı.
Bu projelerin her biri, tasarım anlayışımı hem teknik hem de kavramsal olarak ileri taşıdı.
- Bugün bir şey üretmek isteyen kadınlara özellikle ne söylemek isterdin? Hangi cesaret cümlesi senin için çalıştı?
Küçük küçük başlamak, vazgeçmemekten çok daha değerlidir. Sesini küçük hissedebilirsin ama etkisi hiç tahmin etmediğin kadar büyük olabilir. Her kadın kendi hikâyesini taşıyor; üretmek, o hikâyeye alan açmanın en güçlü yolu.
